Kategoriler

Anime (20) Bakım (4) Dizi (215) Etkinlik (52) Ev Menüsü (35) Film (362) Geziler (43) İkon (11) İndirimler (5) Kahvaltı Sürprizi (8) Kırmızı Halı (21) Kişisel (56) Kitap (194) Makyaj (4) Mekan Keşfi (18) Mobil (8) Moda (56) Müzik (139) Plan (19) Program (3) Sağlık (3) Tatlı (22) Ürün Keşfi (60) Yeni (3) YouTube (35)

27 Mart 2016 Pazar

Maydanoz Time : Film - Batman V Superman : Adaletin Şafağı

Herkese merhabalar millet !

Daha yeni sinemadan geldim o yüzden taze taze bir sinema bülteni yapayım dedim.

Evet evet Batman v Superman'e gittik.Veee salonda resmen boş bir koltuk dahi yoktu.Gerçi daha cuma günü girdi o yüzden bu kadar kalabalık olması normaldi ama Star Wars ta dahi bu kadar kalabalık olmamıştı bence :/

Filme gelicek olursak Ben Affleck çok yaşlanmış ama hala daş :D O oynamasa Batman nemrutu bence hiç çekilmez.Evet ben supermanciyimm :/ 

Superman ve Batman hatta bir de üstüne WonderWoman aynı filmde olunca tadından yenmez bir 3D li film ortaya çıkmış bence.

Superman ve Batman birbirlerine karşı savaşır haldeyken (Batman nemrutu bi oturup dinlemedi adamı malak gibi saldırdı hiç sevmiom şu nemrutu ya ama yanlış anlamayın Ben Affleck candır canandır.) ortak bir düşmanda birleşip ona karşı savaşmaya başlıyorlar.İki tarafında geçmişlerine ve ailelerine bol bol atıfta bulunuluyor.Ayrıca çok zekice hazırlanmış diyalogları ve sahneleri ile beni kendine bir kez daha hayran bıraktı diyebilirim.

Filimin 2.5 saat olması tabi biraz insanı bayıyor ayrıca hangisinin asıl filmi olduğunu anlamadım ama sanırım Batman'nin filmiydi (sonundan anladım bunu.)

Metropolis ve Gotham iki farklı dünya sanıyordum ben ama daha çok Amerika'nın 2 farklı eyaleti gibi davranıldı.Daha önceki filmlerle pek bi bağlantı yakalayamadım ben.

Superman'nin filmlerini çocukluğumda bu yana en az 10 kere izlediğim için blogta yorum yok maalesf ama Batman'nin seri filmlerini yorumladığım bir post hazırlamıştım oradan daha fazlası için bakabilirsiniz.

Joker'e çok benzettiğim zeki,sayko bir tipimiz var bu filmdede elbette.

Spoiler timee !

Superman öldü mü cidden ?! Yok yok Tanrılar ölmez ! Gerçi adama cenaze falanda yaptılar ama filmde sanki 2.filme dair göndermeler ve ara sahneler var gibiydi.Mesela Batman'in yakalandığı hani tavana asıldığı ve Superman'in gelip en sevdiğim kadını dümyamı aldın dediği sahne o sahnenin devamı kaldı ayrıca Robin'in bilgisayar gibi bir şeyden gelip anahtarın Lois Lane olduğunu falan söylemesi ... Bilmiyorum kafamda soru işaretleri kaldı bilen birileri yorumlara yazsın !






26 Mart 2016 Cumartesi

Maydanoz Time : Film - Mindscape

Herkese güzel bir hafta sonundan merhabalar millet !

Eğer bu hafta sonu için güzel bir Gerilim-Gizem hatta birazda Bilimkurgu esintileri içeren bir film arıyorsanız bu film tam da sizlik.Açıkçası izlediğim en iyi gerilim filmlerinden biriydi ki zaten yönetmeni Orphan ve Non-Stop ın yönetmeni olunca yine ortaya çok başarılı bir iş çıkmış.Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

İnsanların hafızasına girmeyi becerebilen bir dedektif (Mark Strong), zeki ancak belalı ve tehlikeli 16 yaşındaki bir kız olan Anna (Taissa Farmiga) olayını inceler ve bir travma kurbanı mı yoksa sosyopat mı olup olmadığına karar vermeye çalışır.


25 Mart 2016 Cuma

Maydanoz Time : Kitap - Günübirlik Hayatlar Irvin D.Yalom

Herkese merhabalar millet !

Güzel bir cuma gününde daha beraberiz.Bugün okulum yok o yüzden bol bol okumaya ve dizi izlemeye kısaca kendime vakit ayırmayı düşünüyorum.Vizeler başlamadan bu keyifleri yaptım yaptım ... Hafta içinde çok yoğun olduğum için postları kısacık yazıyorum farkındayım ordan oraya koşturuyorum bende işte ne yapayım.Aslında aklımda olan bir sürü etkinlikler,gezmeler varda hava şartları pek müsait değil maalesef.Ne zaman tam anlamıyla bahar gelecek bilemiyorum.

Neyse efenim gelelim bu haftanın kitap postu olan Pegasus yayınevinde çıkma Yalom'un benim ilk okuduğum kitabı olan Günübirlik Hayatlar romanına.Aslında bu bir roman sayılmaz.Daha çok terapi seanslarını anlattığı yazılardan oluşan bir kitap demeliyim.

Varoluşçu akımı oldukça sevsemde daha önce neden Yalom ile tanışmadım bilemiyorum.Bu kitabı bir çok kitap bloğunda gördüm ve duydum ama okumak bu zamana kısmetmiş ne yapalım.

Gayet bana hitap eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim.Bilmeyen kaldı mı bilemiyorum ama ben Psikolojik Danışmanlık okuyorum haliylen bu tarz kitaplar benim için ders kitabı niteliğinde.

Pegasus gibi çok popüler bir yayınevinin bu kitabı basması güncel olarakta çok dikkat çekti ve bir çok insan bu tarz kitapları okumasa bile alıp okumaya başladı ve bu beni çok mutlu etti elbette.

Yalom daha çok varoluşçuluk üzerine yoğunlaşan bir psikiyatrist olsada okuduklarımdan anladığım kadarıyla Freud'un rüya analizi ve bilinçaltı sendromlarından da çok fazla yararlanıyor.

Yalom bu kitapta sadece bir terapist değil aynı zamanda yazar kimliğini de konuşturmuş.Terapi sırasında bir çok kitaptan alıntılar yaparak entellektüel paylaşımlarda da bulunmuş.

Dikkatimi çeken başka bir şey ise daha çok ölüme yakın olan ya da belli yaşa gelmiş insanların hikayesini anlatması.Normalde de bütün hastaları bu yönde mi yoksa Yalom belli bir tarz oluşturmak için mi bilhassa bu tarz vakaları seçip koymuş bilemiyorum.

Ama Bir Psikiyatristin Gizli Defteri 'ni okuyup beğenenler bu kitabı da oldukça beğenirler.


24 Mart 2016 Perşembe

Maydanoz Time : Film - Circle

Herkese merhabalar efenim...

İzmir'deyken ailecek izlediğimiz Gizem-Gerilim filmlerinde bugün Circle Türkçe adıyla Çember isimli bir yine toplanmalı bir film var.

Her türlü toplanmalı filmleri izledik herhalde diye düşünürken gün geçmiyor ki bir yenisi daha çıkmasın... Evet doymuyoruz bir odada çekilen filmlere.

Ama ilk defa mesajı çok derin olsa da sonu çok kötü biten bir filme denk geldim.Evet filmin başı,ortası her şeyi normal toplanmalı filmler gibi ama ya o son olmuş mu hiç ! Spoiler vermekte istemiyorum ama sonu çok kötü çok manasız bitiyor maalesef.

Kısaca konusuna gelicek olursak :

Karanlık bir odada gizemli bir çemberin etrafında uyanan elli kişi, içlerinden kimin hayatta kalmayı hakettiğine karar vermek zorundadırlar.



22 Mart 2016 Salı

Maydanoz Time : Film - Secret In Their Eyes

Herkese merhabalar millet !

Umarım keyifler yerindedir.Bugün film postu olarak İzmir de ailecek yine gerilim-gizem filmlerine sarmış durumdayken izlediğimiz bir film olan Secret In Their Eyes var.Başrollerde Nicole Kidman ve Julia Roberts gibi isimler olsada biraz düşük seviyede bir film gibime geldi benim.

Öncelikle çok yavaş tempolu ilerleyen bir kaç sahnesi ve sonu dışında izlemeye değecek pekte bir şeylerin olmadığı bir film olmuş maalesef.Ayrıca özlediğimiz isimler pekte başrol gibi değil daha çok yan rol gibiler bu iş nasıl anlamadım vallahi :/

FBI'da görevli olan Jess (Julia Roberts), bir tanıdığının cesedinin bulunmasıyla altüst olur. Fakat zanlı, serbest bırakılır. FBI'ın bu departmanında avukatlık yapan ve Harward mezunu olan Claire'in (Nicole Kidman) sayesinde katili yakalayıp adalete teslim etmek, artık Jess'in tek gayesi olur.



21 Mart 2016 Pazartesi

Maydanoz Time : Kitap - Efsane Marie Lu

Herkese merhabalar millet !

Uzun zamandır yazmayı planladığım ama bir türlü ne resmini çekme ne de postunu yapma vaktini bulamadığım yine bir distopya kitabı olan Efsane var.

Serinin ilk kitabı olan efsaneyi oldukça sevmeme rağmen serinin devamını alır okur muyum pek bilemiyorum.Başlarda yine 2 kişili anlatım olduğundan dolayı Kül kitabı ile benzettim ama Kül'ü 2 ye katlar 4 e zıplatır o kadar yani :D

Ayrıca Kül de 2 kız vardı ama bu kitapta 1 erkek ve 1 kızın gözünden anlatım var.Kül'ün yazarıda sanırım böyle bir şey planlıyordu ama çok benzer diye 2 kız yapmayı tercih etti :D

Neyse efenim dedikoduları bir kenara bırakacak olursak, 2 kişili anlatım olarak beğendiğim ilk kitap oldu.İki farklı kişide renk ve puntonun değişmesi ve kocaman kocaman kimin üzerinden anlatmaya geçtiğini yazmasına bayıldım ! Evet bazı kitaplar yazmıyor nerde ne oluyor hiç anlamıyorum.

Ayrıca kitabın başından sonuna kadar kitaba aklımı verebildim ki bu da Kül den elbette bin kat daha iyi olduğunu gösteriyor.Tabi ki distopyalar artık hep aynı tip, hayal gücü fazla değil yazarların maalesef ama ne var ki ben seviyorum :D

Kısaca konusuna gelecek olursak ;

Efsane, gelecekte bir tarihte, Los Angeles’ın kalıntıları üzerinde kurulu, yaklaşık 20 milyon nüfuslu Amerika Cumhuriyeti’de geçiyor.  Ülke özellikle doğu bölgesindeki kolonilerle savaş halinde ve sebebi bilinmeyen bir salgın hastalık insanların hayatını almaya devam ediyor. Hastalığın tedavi ve koruması tabii ki elit/soylu kesimin elinde bulunuyor. Nüfus ciddi olarak iki gruptan oluşuyor, zenginler ya da soylular diyebilirsiniz ve bir de hiç bir şeyi olmayan fakirler. Ülkenin başında 11.kez 4 yıllık görevine devam edecek Elector Primo bulunuyor.
10 yaşına gelen her çocuk denemeler adı verilen bir sınav tabi tutuluyor ve yüksek not alanlar, lise ve üniversite okuma şansı elde ediyor. Düşük notlar alanlar işçi olarak kullanılıyor. Tabii ki, varoşlardaki çocuklar genel olarak düşük notları alanlar. Yani anlayacağınız, iyi durumdakiler iyi, kötü durumdakiler daha kötü olarak yaşamaya devam ediyor.
Başrollerde Day ve June var.Day tabi ki de aranan bir suçlu ve fakir sınıfta yer alıyor.June ise zengin sınıfında soylu bir asker.(Sert tipli kızları severim June da çok sevdim burada.)
Şöyle veriyorum ki gözünüzde karakterler canlansın :D Filmi var mı yoksa gelecek mi bilemiyorum ama bence güzel film olur bu hikayeden :)




20 Mart 2016 Pazar

Maydanoz Time : Film - Regression

Herkese günün 2.postu olan film postundan merhabalar millet !

Balıkesir'de olduğumdan buralarda çok fazla kalamıcam o yüzden şimdilik böyle idare edin beni :)

İçimdeki Deniz ve Diğerleri filmlerinin yönetmeni Alejandro Amenabar, başrollerini Ethan Hawke ve Emma Watson'ın paylaştığı yeni filmi Regression ile beraber gene gerilim kulvarına doğru direksiyon kırıyor. Amenabar'ın senaryosunu da kaleme aldığı film, 1990 senesinde Minnesota'da geçiyor. Hatırlayamadığı bir suçla karşı karşıya kalan John Gray'in soruşturma sürecini ön plana alan film, meraklılarına ince işlenmiş bir suç gerilimi vadediyor.






Maydanoz Time : Kişisel - Kazandığım İlk Çekiliş !

Herkese merhabalar millet !

2cocukluhayat.blogspot.com.tr'nin düzenlediği bir çekiliş haberini vermiştim bir zamanlar bilmem hatılırlıyor musunuz işte o çekilişi ben kazandım ! Evet evet alkışlar alkışlar !

Her gittiği her elini attığı işte şanssızlıktan başına her iş gelen ben ilk defa bir çekiliş kazandım ! Ve kargom bugün nihayet elime geçti :) Çok tatlı bir mesaj ve gofrette kargonun süprizi oldu tekrardan çok teşekkürler !


19 Mart 2016 Cumartesi

Maydanoz Time : Film - The Peanuts Movie

Herkese günün 2.film postundan merhabalar millet !

Ahh ahh çocukluğum çocukluğum geri gelmez çocukluğum ...

Bir animasyon filminde (hem de içinde hiç duygusallık barındırmayan) insan oturur ağlar mı ?! Evet ben oturup ağladım resmen !

Psikolojim hastalıktan dolayı da pek iyi değil şu sıralar eminim sizde farketmişsinizdir.Bugün İzmir de son günüm yarın Balıkesir'e dönmem gerekiyor ve hala tam olarak iyileşemedim bile.

Neyse efenim Snoopy i ve Charlie Brown'u unutursak kalbimiz kurusun ! Bizim zamanımızda Pepe mi vardı ! Yıllar yıllar sonra animasyon filmi çıkınca hemen izledim elbette.Hala gülüyorum aynı şeylere hala hoşuma gidiyor bu masumiyet hala Charlie'nin kadersizliğini kendime benzetip üzülebiliyorum.

Edi ile Büdü diyor ya hani Susam Sokağın da : "Neden üzgünsün Edi?" "Çünkü büyüdük Büdü."



Maydanoz Time : Film - Austenland

Herkese merhabalar efendim !

Mr.Darcy'e hayatında okuyupta bir kez dahi bile aşık olmamış olan var mı ?! Okumanızda gerekmez filmini-dizisini herhangi bir şeyini izleseniz dahi yeter ! 

Egoist manyak ama aşık oluncada tam aşık olan erkek tipinin atası (evet tamda bizim sevdiğimiz türden).

Gerçekte böyle bir yer var mıdır acaba bütün servetimi yatırır böyle bir yere tatile gider miydim bilmiyorum ama keşke olsa !

Austenland görünüşte normal bir hayat süren ama bir sırrı olan 30’lu yaşlarında bekar Jane Hayes’in hikayesini anlatan bir romantik komedi filmidir. Sırrı yani Pride and Prejudice’in Colin Firth’ün canlandırdığı Mr. Darcy’e olan takıntısı aşk hayatını mahvetmektedir. Hiçbir adam Mr. Darcy gibi değildir. Ancak Jane biriktirdiği parayla İngiliz bir resorta gidince, mükemmel beyefendiyle tanışma fantezisi hayal ettiğinden daha gerçekçi olmaya başlar.


18 Mart 2016 Cuma

Maydanoz Time : YouTube - Popüler Edebiyatta Okunabilecek Türk Yazarlar

Maydanoz Time : Film - The Gift

Herkese günün 2.filminden merhabalar millet !

Filmi kısaca anlatıp kaçıcam bu sefer :)

Genç evli çift Simon ve Robyn için hayat, planladıkları gibi gitmektedir. Fakat Simon'ın liseden arkadaşı Gordo'nun hayatlarına girmesiyle ve getirilen gizemli hediyelerle yirmi senelik sırlar gün yüzüne çıkacaktır. Robyn gerçekleri öğrendikçe sormaya başlar: "Size en yakın kişileri aslında ne kadar tanıyorsunuz ve gerçekten geçmiş, geçmişte mi kalır?"



Maydanoz Time : Film - Resident Evil Serisi

Herkese merhabalar millet !

Film serileri yapmayı ve 1 gecede oturup bir film serisi bitirmeyi çok severim.6.film 19 ocak 2017'de gelecek olan Resident Evil serisini bence bilmeyen yoktur herhalde.Ben küçükken 1. ve 3. filmlerini izlediğimi hatırlıyorum TV'de falan ama haliylen küçük olduğum ve bu tarz filmlerden korktuğum için dikkatlice izlememişimdir diyerekten yeniden başladım.

Aslında bu bir oyun serisiymiş,ben filmden oyuna dönüştürüldü sanıyordum.Bilim-Kurgu ve Zombi filmlerinin atası diyebiliriz bu seri için.

Ayrıca başroller daha çok kadın olduğu için ayrıca hoşuma giden bir film oldu.Zaten Milla çok sevdiğim ve ekranda görmekten çok zevk aldığım bir oyuncu.

Resident Evil
Ölümcül Deney

Capcom'un aynı adlı,popüler video oyunundan sinemaya.Umbrella adındaki Dünya devi bir şirket teknolojik aletler,uzay araçları,sağlık ve kişisel bakım ilaçları ve silah üretimi gibi çeşitli alanlarda üretim yapmaktadır.Dünya'nın pek çok yerinde Umbrella sanayi kuruluşları bulunmaktadır.Ancak Umbrella'nın asıl merkezi Kuzey Amerika'daki Raccon City'dir.Ancak Umbrella hakkında kendi çalışanlarının bile bilmediği bazı tehlikeli,gizli projeler yürütülmektedir.Bunların başında biyolojik silah,genetik testler ve ölümcül bir virüs gelmektedir. Umbrella'nın yürüttüğü bu araştırmaların yapıldığı yer altı tesisi Hive'da T-virüsü adındaki bir enfeksiyon serbest kalır.Bunu takiben tesisin tüm gücünü elinde tutan Kızıl Kraliçe adındaki süper bilgisayar,virüsün yayılmasını engellemek için,tüm çalışanların ölümü pahasına tüm tesisin giriş ve çıkışlarını kapatır.Alice ve Rain,tüm araştırma ekibini ortadan kaldıran virüsü izole etmekle görevli S.T.A.R.S isimli komando takımını yönlendirmekle görevlidir.Tesise giren ekip kısa bir süre sonra korkunç bir gerçekle karşı karşıya kalacaklardır.Öldükleri sanılan şirket çalışanlarının bilinçlerini kaybedip akli dengelerini yitirerek ete ve kana susamış yamyamlara yani zombilere dönüşmüşlerdir.Zombilerin bir ısırığı veya ufacık bir tırmığı virüsün yayılmasına ve birkaç saat içinde sizinde onlardan birine dönüşmenize neden olur.Bu yer altı tesisinde Umbrella için çalışan bilim adamlarının denek olarak kullandıkları insanlara aşırı dozda T-virüsü vermeleri sonucu mutasyona uğrayıp ölümcül yaratıklara dönüşmüşlerdir.Bu labaratuvar yaratıklarından biri de serbest kalmıştır üstelik.Alice'in ve ekbinin artık sadece zombilerle değil bu tehlikeli yaratıkla da başları beladadır.



Resident Evil: Apocalypse
Ölümcül Deney: Kıyamet

Film 1. Resident Evil yani Ölümcül Deney filmini devamı niteliğinde. T-Virus denilen ve insan vücudunun ölümden sonra temel ihtiyaçlar için yeniden dirilebilmesini sağlayan (insanları zombileştiren diyebiliriz) bu virüs 1. film içerisinde sadece HIV yani yer altı labaratuvarında kaldı sanılırken size 2.film de bir sürpriz yapıyor. Labaratuvar ın üstünde bulunan şehir; neredeyse tamamiyle zombileşmiş bir kent haline geliyor. Alice ismiyle bilinen karakter ise Umbrella Corp. a ait, yüzeyde bulunan bir labaratuvarda uyanıyor.. Ama odanesi!!! Bütün kent yerle bir olmuş. hemen eline bir tüfek alıyor ve film boyunca bırakmıyor.. Alice in 1. film sonunda kaybettiği arkadaşı ise aslında yaşıyor ama maalesef eski fiziğine sahip değil. Sonuç ise bütün kent ZOMBİ; Alice ve arkadaşları ise kaçıyor. tabi tam kaçmak denilemez. Filmin bitişinde 3.film olan Extinction ın başlangıcı ye almaktadır.



Resident Evil: Extinction
Ölümcül Deney 3: İnsanlığın Sonu

Artık Nevada çölünde saklanan Alice (Milla Jovovich) her insanoğlunu ölümsüz olmakla tehdit eden ölümcül bir virüsü yok etmek ve adaleti aramak için yeniden Carlos Olivera (Oded Fehr), L.J.'le (Mike Epps) birlikte yeni hayatta kalanlar Claire (Ali Larter), K-Mart (Spencer Locke) ve Hemşire Betty'iyle işbirliği yapar. Umbrella Corporation tarafından tutsak alındığından itibaren, Alice biojenik deneylere maruz kalmıştır ve genetik olarak insanüstü güçleri, duyuları becerileri değişikliğe uğramıştır. Hayatta kalmak isteyen biri olursa, bu becerilere ve daha fazlasına ihtiyacı olacaktır.


Resident Evil: Afterlife
Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra

Dünya virüsün etkilerinden sarsılıp insanlar zombiye dönüşürken, Alice (Milla Jovovich) sağ kalanları bulup onları kurtarma macerasına devam ediyor. Umbrella Corporation ile olan savaşı yeni boyutlar kazanır. Fakat Alice beklenmedik eski bir arkadaşından yardım alır. Arkadaşıyla yeni bir yol bulular; bu yol onları zombilerden uzak Los Angeles'daki bir sığınağa götürür. Ancak, şehre vardıklarında şehir binlerce zombi onları beklemektedir. Alice ve arkadaşları ölümcül bir tuzağa doğru adım atmaktadır.



Resident Evil: Retribution
Ölümcül Deney 5: İntikam

Umbrella Şirketi'nin Dünya'yı yıkıma uğratmaya devam eden ölümcül T-Virüs'ü, dünya nüfusunu, et yiyen yaşayan ölüler ordusu haline dönüştürmektedir. İnsan ırkının son ve tek umudu Alice [Milla Jovovich],Umbrella'nın en gizli operasyonlar tesisinin kalbinde uyanır ve Alice'in, bu kompleksin altını üstünü getirmesiyle kendi gizli geçmişinin perdesi kalkar.Güvenli bir sığınak olmaksızın, salgından sorumlu olanları avlamaya devam eden Alice, kendini Tokyo'dan New York, Washington-D.C. ve Moskovo'ya götüren bir yolculukta bulur. Alice'in gerçek olamayacağını düşündüğü, onu her şeyi en baştan düşünmeye zorlayan bu yolculuk, İnsanın aklını başından alacak bir açığa çıkışla sonuçlanır.


17 Mart 2016 Perşembe

Maydanoz Time : Geziler - Edremit,Akçay,Ören Gezisi

Herkese merhabalar millet !

Evet önce YouTube videosu geldi (çok amatör bir çekim farkındayım ben kamera alana kadar ne olur bu ezikliğimi kabul görün dostlarım).

Şimdi de tabi ki Gezi postunu ayrıntısıyla anlatmasam olmazdı.

Mart'ın 2.haftasında "Aman havalar ne güzel vallahi bahar geldi diye düşünüp bir haftasonunda en yakın yerlerden başlayaraktan kendikendimizce bir gezi yapalım." dedik.(Sonrasında havalar bozunca ve ince giyinince tabi ki hasta olup yataklara düştüm o ayrı mesele karıştırmayın ! )

Aslında en yakın arkadaşım olan Kübra'nın oda arkadaşı Balıkesir Ören'li olduğu için bizi oraya davet etti bizde bizede değişiklik olur deyip gittik zaten.

Edremit,Akçay ve Ören gezisi yapmış olduk böylelikle.

Hava iyi ya dememize rağmen eskimolar gibi de giyinmeyide unutmadık elbette :D


İlk durağımız Edremit oldu.Edremit kasabadan hallice oldukça küçük bir yer.Aslına bakarsanız yazın değerlenir buralar diyebileceğim bir yer bile değil maalesef.Çünkü birazcık denize uzak kalıyor.

Kızlarla öncelikle tabi ki kahvaltı ettik,küçük bir yer olduğu için burası merkeze göre daha ucuz.Bu arada burası zeytin ve zeytinyağları ile meşhur buraya özgü Kalamata diye bir zeytin çeşidinden bile tattım ve çokta beğendim.Eğer buralara gezi için yolunuz düşerse alınacak şey kesinlikle zeytin !






Edremit içinde sadece ünlü kocaman bir yeşillikle kaplı park ve bir detam ortada eski bir müze var öğle vakti olduğu için müzeyede giremedik maalesef içimde kalan tek şey o oldu :/








Daha sonra Akçay indik her yer her yere 5 dk falan dolmuşla.Akçay Edremit'e göre daha güzel.Ben biraz Bandırma'ya benzettim ama Bandırma daha haraketli bir yer burası daha sakin.Deniz ve sahil kenarı ! İzmir'de yaşamama rağmen Gaziemir'de oturduğumuz için çok özlediğim bir şey :/ 



Akçay dondurması ile ünlü olduğundan bizde dondurma aldık elbette ama dondurması gerçekten oldukça lezettliydi hele de Bal-Fıstık olan :D Sahil kenarında,iskelede kızlarla eğlenip durduk.Daha sonra Sarı Kız heykelinin oraya gittik.Bu heykelin bir de efsanesi varmış.


Kaz Dağlarında çok güzel bir kız yaşarmış ve adına da Sarıkız derlermiş. Gel zaman git zaman Sarıkız'ın güzelliğini çekemeyenler onun hakkında kötü yola düştü diyerek dedikodu yaymaya başlamışlar. Onu lanetli ilan etmişler. Babası da Sarıkız'ı alarak Kaz dağının zirvesine bırakmış. Sarıkız dağda dolaşırken yanına bir kaz gelmiş ve ona birkaç yumurta vermiş. Sarıkız bunları saklamış ve bir süre sonra kaz yavruları yumurtalarından çıkıp büyümüşler. Günler günleri aylar ayları kovalamış bir gün kar ve tipiden yolunu şaşıran iki yabancı Sarıkız'ın yaşadığı zirveye sığınmak zorunda kalmış. 
Sarıkız bu yabancıları kurtarmış, beslemiş ve sağlıklarına kavuşturmuş. Bu yabancılar dağdan indikten sonra köy halkına "Kaz dağlarında çok güzel, ermiş bir kız yaşıyor" demişler. Bu sözler Sarıkız'ın köyüne, anne ve babasına ulaşmış. Anne ve baba çocuklarına duydukları özleme daha fazla dayanamayarak Sarıkız'ın yanına gitmişler. Sarıkız zirvede onları bekliyormuş sevgi ve hasretle kucaklaşmışlar. Bir ara baba kızından su istemiş. Sarıkız hemen şimdi diyerek avuçları ile babasına şu içirmiş, Babası suyu nereden aldın deyince de "elimi uzattım, denizden aldım" demiş. Anne ve baba böylece kızlarının gerçekten ermiş olduklarını anlamışlar ve geri dönmüşler.


Daha sonra arkadaşımızın anneannesini ziyarete (davetin asıl sahibi) KızılKeçeli Köyüne gitmek için otobüs beklerken o arada GoKart takıldı bizim kızların gözüne.Ben Balıkesir'deyken bi kere bindiğim için hevesimi almıştım ayrıca çokta korktuğum için (evet sağdan sağdan sürüp bütün yolu tıkadım ) de kızlar binerken bende onları çekip heyecanlarına kıyıdan kıyıdan ortak oldum.





Anneanne ziyareti yapıldıktan sonra mis gibi köy havası eşliğinde bir doğa yürüyüşleri yaptık.Aslında kafamızda Hasan Boğuldu diye bir yere çıkmak vardı ama vakit çok geç olur diye çıkamadık.Oraya traktörlerin arkasında giderek çıkılıyormuş öyle olsa ne eğlenceli olurdu bizim kızlarla ama maalesef başka bir sefere kaldı :)

Hasan Boğuldu'nunda bir efsanesi varmış.Göremedik ama yine de ben anlatayım.

Efsaneye göre, yöre aşiretinden bir kız ile obalı bir delikanlı evlenmek isterler. Fakat töreler uymaz ve töre sınavları yapılmasına karar verilir. Kız, obalı delikanlıya “Benimle evlenmek istiyorsan aşiret büyüklerinin kararı olarak, 40 okkalık tuz çuvalını bizim dağa sırtından hiç indirmeden getirmelisin.” der.
Çünkü dağlı kız, tuz çuvalını hiç nefes almadan ovadan dağa götürebilmektedir. Delikanlı Hasan, Emine ile evlenebilmek için tuz çuvalını sırtlanır ve dağa çıkmaya başlar. Ne var ki sıcakta terlemiş ve tuz çuvalı sırtında derin yaralar açmıştır. Yarı yolda çıkamayacağını anlar ve Emine’ye durması için yalvarır, sonra kendini gölete atar. Emine töre kanununa göre duramaz arkasına bakmadan dağa varır. Hasan törenin isteğini yerine getirmemiştir. Ancak Emine bir süre sonra kulaklarında sürekli Hasan’ın yakarışlarını duyar, durmadığı için pişman olur. Hasan’ın ona yalvardığı göletin oraya gelip onu aramaya başlar. Göletin kenarında Hasan’a verdiği yemeniyi bulur ve o yemeniyle kendini orada bir ağaca asar.


Bir daha size gösteremem diye de şöyle şuraya bir temsili resim koydum :D




Hasan Boğuldu ya gidemedik fakat mangal yapılan yerleri gezidik.Tavuk kokularını içimize çeke çeke doğanın ve Anıt çayının da keyfini çıkardık.



Akşam yemeğimizi Gökben'in annesini ziyaret ettiğimizde yaptığımız için hepimize ağırlık çöktü vakitte geç olmaya başlayınca sadece Ören'in sahilini görebildik.Ama hayatımda gördüğüm en güzel sahillerden biriydi kesinlikle.Gece vakti ve Mart ayında olunmasına rağmen kumu,denizi o ortamı hayal ettim resmen kafamda ve güzelliğini doya doyada yaşadım.Kumu o kadar güzel ve yumuşacık ki anlatamam ayrıca sahil o kadar uzun ve büyük ki hani California'da sahiller olur ya ucsuz bucaksız aynı onlara benziyordu vallahi :D

Denizin sesi,yumuşacık kumlar ve gökyüzünde bir sürü yıldız.O kadar romantik bir görüntü ki sevgilinle geleceksin buralara azizim tam romantizim yapmalık yerler :D

Bizde anca kızlarla gelelim sap geldik sap gideceğiz vallahi :D Daha sonra baya baya geç olmaya başlayınca yorgun argın bir halde Balıkesir'de odamıza yuvamıza dönme hayalleri içinde yollara düştük.

1 günlük her şeyden uzakta biz öğrenciler için güzel bir tatil ve gezi oldu mutlu son !



16 Mart 2016 Çarşamba

Maydanoz Time : Dizi - Cheese In The Trap

Herkese yeni bir günden merhabalar millet !

Kore dizilerini izlemeye tam gaz devam edemesem de arada dişime göre dizi olunca elbette kaçırmıyorum.Romantik-Komedi tadında nihayet yeni bir dizi buldum diye sevinirken başları,konusu,oyuncuları her şeyi güzel olan dizi aslında sonlara doğru bende tam bir hayalkırıklığı yarattı.

İlk 4-5 bölümünde oldukça potansiyelli bir dizi gibi görünürken bence sonradan çok sıradanlaştı ve zaten 16 bölümde bitti.Bence yakın zamanda unutulacak çokta kalıcılığı olmayan bir dizi.Ama en azından şu sıralarki Kore dizilerinde Gençlik-Romantik-Komedi kategorisini doldurdu.

Kısaca konusuna gelicek olursak ;

Hong Sul, sıradan bir üniversite öğrencisidir. Yoo Jung ise, okulun en popüler ögrencisidir. İyi görünümlü, zengin, akıllı, ve hatta güzel birisidir. Ancak Hong Sul, Yoo Jung'u göründüğünden çok daha iyi olduğunu sanıyor ...

Son olarakta yeni öğrendim bu dizi aslında bir WebToon'dan esinlenilmiş.





15 Mart 2016 Salı

Maydanoz Time : Film - The Big Short

Herkese tekrardan merhabalar millet !

Evet günün 2.postu olarak yine bir film postu var.Evet evet şimdi daha iyi olduğum için uzun uzadıya yazamayacak olsamda en azından bir değerlendirme yazımı görebileceksiniz.

Oscar 2016 ' da adı geçen bir çok filmi izledim ve yorumunuda girdim neredeyse.Evet en çok merak edilenleri sona bıraktım gibi bir şey oldu.Tadına vara vara yazmak,değerlendirmek istedim sanırsam.

Hemen ilk heyecanla bir filmi yazmak bana çokta doğru gelmiyor bazen filmi iyice izleyip 1-2 hafta geçmesini beklemek sonra tekrardan postunu yazarken iyice filmi hazmetmiş olarak üzerinde düşünüp yazmak gerekiyor.

Büyük Açlık olarak Türkçe'ye çevirilen bu film biliyorum ki Türkiye'de de ki bence dünyada da pek fazla ilgi görmedi.Oyuncu kadrosu ve oyunculuklar harika olsada baştan sonra sırf diyalog ve banka,hisse,faiz,ekonomiyle ilgili terimler içeren bir film olduğu için 2 saatimi lütfen bana geri verin diyorsunuz tabi filmi büyük bir sabırla sonuna kadar izlemeyi başarabildiyseniz !

Bu film Bafta'da nasıl ödül kazandı Oscar'a nasıl aday oldu inanın bilmiyorum.Sanırım Amerika'da ki bütün insanlar ekonomiden anlıyor.Aday filmlere baktığımızda hepsi ucundan da olsa bir mesaj kaygısı içinde ve evrensel nitelikte ama bu film ne alakaya maydanoz !

Bale,Gosling,Carell hatta Pitt gibi isimler olmasa bence listeye hiç giremeyecek bir film !

Film, Michael Lewis'in çok satan kitabı The Big Short: Inside the Doomsday Machine'nin beyazperdeye uyarlanmış hâlidir. Lewis'in kitabı 2000'li senelerde oldukça güçlendirilen emlak ve kredi balonunun neden olduğu mali krizi anlatmaktadır. Finansal krizin patlamasında rol alan kilit isimleri de içeren kitap uyarlaması Brad Pitt, Christian Bale ve Ryan Gosling gibi büyük isimleri başrolünde barındırıyor.




Maydanoz Time : Film - 2 İtalyan Filmi !

Herkese merhabalar millet !

Şu an İzmir de ve hasta bi şekilde yatıyorum o yüzden uzun uzun bol yorumlu postlar yapamayacağım şimdilik idare edin :)

Scusa ma ti chiamo amore
Pardon! Seni Seviyorum (2008)


Gerçek aşk, hiç beklemediği bir anda, ciddi, yakışıklı ve başarılı biri olan Alex'in hayatına giriverir. Kırkına yaklaştığı sırada, sabah işine giderken bir kavşakta, motosikletli Niki'ye çarpar.Bu karşılaşma, Alex'in oturmuş ve düzenli hayatını altüst eder. Niki, on yedi yaşının verdiği bütün masum neşesi ve şaşırtıcı bilgeliğiyle hayatına girer. Yıllardır birlikte yaşadığı kadının arkasında bıraktığı köhnemiş bütün kalıpları, yerleşik fikirleri ve kasvetli alışkanlıkları, hatta hüznü siler atar.Ama keşfetmek kabul etmek anlamına gelmemektedir. En azından Alex için. Aşklarındaki ve sevişmelerindeki şefkat ve güvene rağmen, ileride mutlu olacakları açıkken, Niki ona daha önce hiç gülmediği kadar gülmeyi göstermişken, Alex eski sevgilisiyle yaşadığı daha mantıklı hayatına döner.Niki 18 yaşını doldurmaya yaklaşmış finallerine çalışırken, gizlice Alex'i beklemektedir.Yüreğinin derinliklerinde bir hayali canlı tutmaktadır. Alex'in hayatında ilk defa, gerçek aşkı kabullenecek ve ona inanacak cesareti bulacağı hayalini.





Scusa ma ti voglio sposare
Pardon! Seninle Evlenmek İstiyorum (2010)


Uzun bir ilişkiden yeni çıkan Alex, bir sabah işe giderken Niki'ye çarpar. Alex 30'lu yaşlardadır, Niki ise 17 yaşındadır. Niki'nin, Alex'in hayatına girmesiyle herşey değişecektir.